BASINDAN HABERLER Geri

Cumhurbaşkanı WEC 2016 Açılış Konuşması


Değerli devlet ve hükümet başkanları,

Sayın bakanlar,

Enerji camiasının kıymetli temsilcileri,

Hanımefendiler, beyefendiler;

Sizleri en kalbi duygularımla selamlıyorum. Ülkemize ve İstanbul?a, kıtaları ve medeniyetleri birleştiren bu güzel şehre hoş geldiniz.

Sizleri bu önemli ve tarihi toplantı vesilesiyle Türkiye?de misafir etmekten duyduğum memnuniyeti özellikle ifade etmek istiyorum. 23. Dünya Enerji Kongresinin ülkelerimiz ve tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Ülke temsilcilerinin yanı sıra uluslararası kuruluşların ve dünya enerji camiasının önde gelen aktörlerini biraraya getiren bu kongrenin başarılı geçmesini temenni ediyorum. Kongrenin organizasyonunda emeği geçenleri tebrik ediyorum.

Değerli misafirler, sevgili dostlar;

Dünyanın ?enerji olimpiyatları? olarak nitelenen bu kongrenin ülkemizdeki toplantısında az önce de ifade edildi, ?barış için paylaşalım? mesajını tüm insanlığa ulaştırmayı hedefliyoruz. Amacımız; bu kongrenin hem enerji konusunda geleceğe yönelik vizyon ve senaryolar hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu bir zemin haline dönüşmesini, hem de enerjinin barışın ve adaletin aracı haline getirilmesini sağlamaktır.

Türkiye olarak söz sahibi olduğumuz tüm uluslararası platformlarda her fırsatta dile getirdiğimiz Afrika?da enerjiye erişim konusu, elbette bu kongrenin de önemli gündem maddelerinden biri olacaktır. Bu konuyu Mayıs ayında yine İstanbul'da gerçekleştirdiğimiz Dünya İnsani Zirvesinde de ayrıntılı şekilde ele almıştık.

Türkiye?nin Afrika?da yaşanan sorunlara bakışı, bu coğrafyayla ilgilenen diğer ülkelerin çoğundan farklıdır. Her şeyden önce ülkemizin ve milletimizin tarihinde sömürgecilik utancının olmadığını bir kez de burada sizlerin huzurunda altını çizerek ifade etmek istiyorum. Bugün de ülkemizin Afrika?ya yaklaşımı ne doğal kaynak, ne beşeri kaynak, ne de başka herhangi bir çıkar kaygısı esasına dayanıyor.

Biz öncelikle orta ve kuzey Afrika?yla tarihten gelen güçlü ve tamamen insani değerler üzerine kurulup bağlarımızı yeniden canlandırmanın peşindeyiz. Bunun yanında Afrika?nın tamamını dünyada el uzatılmadık mağdur ve mazlum bırakmama anlayışımızın bir tezahürü olarak kucaklamanın çabası içindeyiz. Bu coğrafyadaki çalışmalarımızı ?Afrika?nın imkanlarını Afrikalılarla değerlendirme? ilkesiyle yürütüyoruz. Kıtadaki insanların bizden beklentileri farklı niyetlerle ortaya konan dayatmalar değil, Afrika sorunlarına Afrika çözümleri üretilmesidir.

İşte bu anlayışla 2015 yılındaki dönem başkanlığımız sırasında ?sağlam, sürdürülebilir ve dengeli büyüme?nin yanı sıra ?kapsayıcı büyüme?yi de G-20?nin temel hedeflerinden biri haline getirdik. Bu çerçevede en kritik sıkıntılardan birinin de; kıtada enerjiye erişimde yaşanan mahrumiyetler olduğunu düşünüyoruz.

Enerji sorunu çözülmeden; kalkınmadan, yatırımdan, büyümeden, sağlıktan, beslenmeden ve ısınmadan bahsedebilmemiz mümkün değil. Bakınız bugün dünya genelinde elektrikten mahrum olan 1,1 milyar insanın 650 milyonu Sahra Altı Afrika?da yaşıyor. Dünyanın kuzeyi zenginlik ve refah içinde yaşarken, güneyi en temel ihtiyaçlarını karşılamakta sıkıntı çekiyor. Bölgedeki durumun aciliyeti nedeniyle çalışmalarımızı burası üzerinde yoğunlaştırdık. Dönem Başkanlığımız sırasında liderler seviyesinde onaylanan bir çalışma da, G-20 Enerjiye Erişim Eylem Planı olmuştur. Bu planın enerjiye erişim alanında var olan çalışmaların daha iyi koordine edilmesine yardımcı olacağına inanıyorum.

Değerli misafirler;

Türkiye enerjide büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülkedir. Bunun yanında Türkiye, özellikle son 14 yıldır dünya ortalamasının üzerinde bir büyüme performansına sahiptir. Bu durum, enerji talebimizin yılda yüzde 6 ile yüzde 8 arasında artış göstermesine yol açmıştır. Biz bu talebi karşılamanın yanında enerji arz güvenliğimizi sağlamak ve enerji sepetimizi çeşitlendirmek için de çalışıyoruz.

Türkiye, Ortadoğu ve Hazar Havzası başta olmak üzere dünyanın ispatlanmış doğalgaz rezervlerinin yaklaşık üçte ikisinin bulunduğu bir bölgede yer alıyor. Bu bölgelerdeki enerji kaynaklarının dünya pazarlarına ulaştırılması noktasında çok önemli projelere öncülük ettik. Mavi Akım, İran ve Bakü-Tiflis-Erzurum doğalgaz boru hatları ile Türkiye-Yunanistan Doğalgaz Enterkonnektörü projeleri Türkiye?nin bu alandaki konumunu küresel ölçekte tescillemiştir. Azeri petrolü başta olmak üzere Hazar petrolünün Ceyhan?a akışını sağlayan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattını da hayata geçirdik.

Yine Azerbaycan?la birlikte geliştirdiğimiz Güney Gaz Koridorunun belkemiğini teşkil eden Trans Anadolu Doğalgaz Boru Hattı TANAP Projesini inşa ediyoruz. TANAP ve bu hattın devamını oluşturacak Trans Adriyatik Boru Hattıyla Azeri gazı Türkiye?yle birlikte Avrupa piyasalarına ulaşmış olacaktır. Türkmen gazının da bu projenin bir parçası olması için yoğun çaba harcıyoruz.

Rusya?nın hâlihazırda Balkanlar üzerinden aldığımız gazı doğrudan Karadeniz üzerinden ülkemize sevk etmeyi öngören Türk Akımı Projesine de şu anda çalışmalarımız devam ediyor, buna olumlu bakıyoruz. Bu projenin ikinci aşaması Avrupa doğalgaz piyasalarındaki gelişmelere bağlı olarak geliştirilecektir. Diğer taraftan, Doğu Akdeniz gazı da kaynak çeşitlendirme çalışmalarımızda yeni bir alternatif durumuna geliyor. Yapılan araştırmalar bu gaz için en karlı ve ekonomik güzergahın Türkiye olduğunu gösteriyor.

Ülkemizin doğalgaz ve enerji ticaret merkezi haline gelebilmesi adına yeni ve önemli yatırımların arifesindeyiz. Bu senenin sonunda ve 2017 yılında çok kritik adımlar atacak, bu alanda büyük yatırımlar gerçekleştireceğiz. Böylece doğalgaz ticaretinde bölgemizdeki tüm ülkeler için güvenilir bir ortak haline gelme hedefimize bir adım daha yaklaşacağız.

Tabii enerji dediğimiz zaman, özellikle doğalgaz dediğimiz zaman bunun üç tane boyutu var; bir tedarik, iki taşıma, üç tüketim. Biz tabii tedarikçi bir ülke değiliz. Biz tüketici ve transit taşıyıcı bir ülke konumundayız, iki tane özelliğimiz var. Bu özelliğimizi tüm teknolojiyle bütünleştirmek suretiyle o tedarikle bunu biraraya getiriyoruz. İşte Avrupa?nın doğalgaz arz güvenliğine de biz bununla ayrıca katkı sağlıyoruz. Bu çerçevede Rusya Federasyonu, Cezayir ve Norveç?ten sonra Avrupa?ya dördüncü doğalgaz koridorunu birlikte oluşturmak amacındayız. TANAP Projesinin hayata geçmesiyle Avrupa?nın doğalgaz tedarikinde yeni bir alternatif ortaya çıkmış olacaktır. Türkiye-Yunanistan Doğalgaz Enterkonnektörüyle ilk somut adımı atılan bu projenin Avrupa için de önemli olduğuna inanıyoruz.

Önem verdiğimiz bir diğer alan da, nükleer enerjidir. 2010 yılında Rusya Federasyonu ile Akkuyu Nükleer Güç Santrali Projesinin gerçekleştirilmesine yönelik bir hükümetler arası anlaşmayı imzaladık. Japonya ile de Karadeniz kıyısında tesisine karar verilen Sinop Nükleer Güç Santrali Projesi için bir anlaşma yaptık. Şimdi de üçüncü nükleer santral projesini hayata geçirmenin arayışı içerisindeyiz. Zira ileri teknoloji noktasında bizim ciddi noktada bir enerji potansiyeline ihtiyacımız var. Hedefimiz, önümüzdeki yıllarda elektrik üretimimizin yaklaşık yüzde 10?unun nükleer enerjiden karşılanmasıdır.

Türkiye, yenilenebilir enerji açısından önemli ve ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Güneş, rüzgar ve hidrolik kaynakların enerji sepetimizdeki payının yüzde 30?a çıkarılması yönündeki çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

Görüldüğü gibi Türkiye?de enerjinin her alanında ciddi bir yatırım potansiyeli mevcuttur. Bunun için tüm enerji şirketlerini ülkemizde yatırım yapmaya davet ediyoruz. Türkiye?ye güvenen, bu ülkeye yatırım yapan asla pişman olmamıştır, bundan sonra da pişman olmayacaktır.

Değerli misafirler;

Günümüzde küresel altyapı yatırım ihtiyacının çok büyük bir bölümünü enerji yatırımları oluşturuyor. Ancak son dönemde düşen petrol fiyatlarının enerji yatırımlarını olumsuz etkileme ihtimali üzerinde önemle durmamız gerektiğini düşünüyorum. Doğalgaz fiyatlarının da bu eğilimi izlemesi muhtemeldir. Bugün ertelenen yatırım kararlarının, gelecekte enerji güvenliği üzerinde olumsuz etkide bulunması kaçınılmazdır. Bunu önlemek için daha yakın bir koordinasyon ve işbirliği içerisinde çalışmamız gerekiyor.

Yine enerji dahil olmak üzere küresel altyapı yatırımlarının finansman ihtiyacını karşılamak için kamu ile özel sektör arasında yakın işbirliği şarttır. Özel sektörün dinamizmiyle kamunun yatırım ihtiyaçlarını verimli bir işbirliği çerçevesinde biraraya getirebileceğimizi düşünüyorum. Enerji alanında gerçekleştirilecek yatırımlarda arzu edilen rakamlara ulaşılması, küresel büyüme üzerinde de çok olumlu etki yapacaktır.

Tüm bu projelerin ve yatırımların sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla yürütülmesi gerektiğini asla unutmamalıyız. Geçtiğimiz yıl bu bakımdan tarihi önemde gelişmelere şahitlik ettik. 2015 Eylül?ünde New York?ta 2030 gündemini, Aralık ayında ise Paris İklim Anlaşmasını kabul ettik. Bu uluslararası zemin küresel bir sınama olan iklim değişikliğiyle mücadelede yeni işbirliği imkanlarını ortaya çıkarmıştır.

Değerli misafirler;

Zengin hidrokarbon kaynaklarına sahip olmak her zaman ve tek başına zenginlik, huzur ve güvenli bir geleceği beraberinde getirmeyebiliyor. Ortadoğu, Kuzey ve Batı Afrika, Güney Amerika bölgelerinde bu gerçeğin pek çok tezahürünü gördük, görüyoruz. Hatta enerji başta olmak üzere temel insani ihtiyaçlara erişim konusunda dahi bu bölgelerde ciddi sıkıntı yaşayan geniş toplum kesimleri var. İşte bugün Venezüella Devlet Başkanıyla da bu konuları etraflıca konuştuk ve kendilerinin bugün bizlerle birarada olması, inşallah Ocak veya Şubat?ta da ben Venezüella?yı ziyaret etmek suretiyle orada iş adamlarımızla birlikte kendileriyle geleceğe yönelik neler yapabiliriz, bunları planlayacağız. Bilhassa komşu coğrafyamız olan Ortadoğu bu bakımdan çok çarpıcı örneklere sahiptir.

Dünyanın dört bir yanından gelen siz değerli devlet başkanlarına, siz kıymetli katılımcılara sesleniyorum: Suriye?ye, Irak?a, Ortadoğu?ya huzur ve barış getirmek için gelin el ele verelim. Halep?teki küçük bir çocuk şöyle ufka baktığında içi umutla dolmalı. Ancak bugün Halep?te ufka bakan çocuklar sadece helikopterlerin ve uçakların kendilerini hedef alan bombalarını görüyor. Musul?da ufka bakan bir çocuk özgürce gelecek hayalleri kurabilmeli. Ancak bugün Musul?daki çocuklar ufka baktıklarında sadece DEAŞ zulmüyle, DEAŞ sonrası maruz kalma korkusu yaşadıkları mezhepçilik tehdidinin mukayesesini yapabiliyor.

Bunun için biz diyoruz ki, Suriye?de çatışmaların durması ve insani yardımların hiçbir kısıtlama olmadan ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için gelin hep birlikte gayret sarf edelim. Musul?un hem DEAŞ tehdidinden, hem mezhepçilik baskısından kurtulabilmesi için gelin birlikte mücadele edelim. Kongremizin temasında ifade edildiği gibi, gelin barış için elimizdeki imkanları en iyi şekilde kullanalım, gelin yeni ufukları hep birlikte kucaklayalım.

Değerli misafirler;

Bizim dünyaya yaptığımız adalet, barış, istikrar, güvenlik çağrıları kesinlikle içi boş retorikten, samimiyetsiz beyanlardan ibaret değildir. Tam tersine, biz savunduğumuz her değeri bedelini en ağır şekilde ödeyerek yaşayan, tecrübe eden bir ülkeyiz. Bu bedel kimi zaman ekonomik krizlerde olduğu gibi maddi sınırlar içinde kalırken, kimi zaman da 15 Temmuz?da yaşadığımız gibi kanla ödenebiliyor.

Evet, yaklaşık 3 ay önce ordumuzun içine sızmış bulunan Fethullahçı terör örgütü (FETÖ) mensubu bir grup terörist milletimizi, demokrasimizi, bağımsızlığımızı hedef alan bir darbe girişiminde bulundu. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, polis teşkilatımızın binaları ve birçok kurumumuz bombalandı. Sivil insanlarımızın üzerine helikopterlerle, tanklarla, ağır silahlarla ateş açıldı. Milletimizin cesareti, direnişi ve kahramanlığı sayesinde bu girişimi akamete uğrattık. Bu hain saldırı sırasında 241 vatandaşımız şehit olurken, 2194 vatandaşımız da yaralandı, gazi oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin arkasında Fethullahçı terör örgütü ve onun Pensilvanya?da yaşayan elebaşı vardır.

Sizler de bu hain terör eyleminden 3 ay sonra bu kongre vesilesiyle İstanbul?a gelerek ülkemize, milletimize, demokrasimize destek vermiş oldunuz, şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum. Umarım sizlerin bu asil duruşunuz, hala Türkiye?ye açıkça destek vermekten imtina eden, hala darbeci teröristleri bahane ederek bize insan hakları ve demokrasi dersi vermeye kalkan birilerine örnek olur.

Tabii Türkiye?nin terörle mücadeledeki tek sorunu bu değil. Biz FETÖ yanında PKK ve DEAŞ terör örgütlerinin yoğun saldırısı altındayız. Türkiye?nin Suriye ve Irak?a olan ilgisinin en önemli sebeplerinden biri de, bu ülkelerde faaliyet gösteren DEAŞ ve PKK, YPG mensubu teröristlerin ülkemize yönelik saldırılarıdır. DEAŞ, Ankara, İstanbul, Gaziantep ve Diyarbakır illerimizde yüzlerce vatandaşımızın hayatına mal olan canlı bomba saldırıları gerçekleştirdi. PKK da hemen her gün çeşitli illerimizde güvenlik güçlerimize ve vatandaşlarımıza yönelik eylemler düzenliyor.

İşte dün 18 asker ve sivil kardeşimizi şehit ettiler ve bugün onlar defnediliyor.

Önceki gün Ankara?da bombalı araçla eylem yapmak üzere hazırlık içinde olan 2 PKK militanı güvenlik güçlerimizce yakalanmak üzereyken kendilerini havaya uçurdular. Ve bütün bunlarla beraber buradan bir kez daha şehitlerimize Allah?tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar temenni ediyorum.

Ülkemizin birliğini, bütünlüğünü, huzurunu hedef alan bu kalleş saldırıların başarıya ulaşma imkânı asla yoktur ve olmayacaktır. Bu saldırılar güvenlik güçlerimizin başarılı operasyonları neticesinde hareket alanları her geçen gün daralan terör örgütünün son sesini duyurma çabalarıdır. Türkiye tüm bu terör örgütleriyle mücadele edecek imkâna ve kararlılığa sahiptir.

Ancak, mademki terör küresel bir sorundur, öyleyse ülkemizin bu mücadelesine diğer devletlerden destek beklemek de hakkımızdır. Bunun için, kendi topraklarımızda nasıl yoğun ve başarılı bir mücadele yürütüyorsak, ülkemize yönelik terör tehditlerinin kaynağı durumundaki Suriye ve Irak?ta da aynı hakka sahip olduğumuza inanıyorum. Türkiye?nin Suriye ve Irak?taki mücadelesi alelade bir tercih değil, hayati bir zorunluluktur.

Dünyanın enerji kaynaklarının güvenliği de bu bölgelerin terör örgütlerinden ve teröristlerin faaliyetlerinden arındırılmasına bağlıdır. Dolayısıyla biz kendi milli güvenliğimizle, bütün bunlarla beraber dünyanın enerji güvenliği için de mücadele ediyoruz. Dünya Enerji Kongresinden sizler aracılığıyla bu doğrultuda verdiğimiz mesajların ilgili tüm muhataplara açık ve net şekilde ulaşacağına inanıyorum.

Bu duygularla bir kez daha kongremizin başarılı geçmesini, enerji sektörü ve tüm insanlık için hayırlı neticelere vesile olmasını diliyorum, kongrenin düzenlenmesinde emeği geçenleri tekraren kutluyorum, sizlere şahsım, milletim adına sevgi ve saygılarımı sunuyorum.


10 Ekim 2016